Testis ile beyin arasındaki ilişki

ABD’de erkek yarasalar üzerinde yapılan bir araştırma, bu hayvanların testisleri büyüdükçe, beyinlerinin küçüldüğünü ortaya çıkardı.

New York eyaletindeki Syracuse Üniversitesi’nde yapılan ve 334 yarasa türünün incelendiği araştırmada, bazı türlerde erkek yarasaların sürekli daha fazla dişiyle cinsel ilişkide bulunmayı sürdürebilmek için üreme organlarının da normalden daha fazla büyüdüğü, buna karşılık beyinsel becerilerinin düşük olduğu belirlendi.

Bazı erkeklerin cinsel organlarının vücut ağırlıklarının yüzde 10’a kadar ulaştığını belirten bilimadamları, bunun maymunlarda yüzde 1’den az olduğuna dikkat çekiyorlar. cinsel sohbet

Araştırmalarını bilimsel dergilerde yayımlayan bilimadamları, göreli olarak büyük beyni geliştirme ve muhafaza etmenin zor olduğunu belirtirken, buna karşılık beyin büyüklüğündeki değişikliklere diğer organlardaki değişikliğin yol açabileceğini kaydediyorlar.

Bilimadamları, “çok fazla eşle birlikte olan erkek yarasa türlerinde, göreceli olarak daha küçük beyin bulunduğunu” ifade ediyorlar.

Doğurganlığı tespit eden test

Sheffield Üniversitesi bilimadamlarından Prof. William Ledger tarafından geliştirilen “Plan Ahead” adlı testle, aynı anda üç ayrı hormonun seviyesi ölçülebiliyor. Testle kadının yumurtalıklarında gelecek iki yıl boyunca doğurganlık sağlayacak üretim düzeyi olup olmadığı kontrol edilebiliyor.

Standart doğurganlık testlerinin sadece bir hormonun seviyesini ölçebildiğine dikkat çeken uzmanlar, testin özellikle ilerki ay ve yıllarda hamile kalmayı planlayan kadınlar için önemli bir imkan sunacağını kaydettiler.

179 sterline piyasaya sürülen yeni testin, bugünden itibaren telefonla ısmarlanabileceği açıklandı.

Sperm sayısını test edin

Kadınlarda yumurtlamayı gösteren bir versiyonu da olan, Med-Direct firması tarafından üretilen, reçetesiz satılan “Fertell” adlı test ile sperm sayımı için laboratuvara gitmeye gerek kalmıyor.

Testi geliştiren Birmingham üniversitesi bilim adamları, testin yüzde 95 oranında doğru sonuç verdiğini kaydetti.

Bilim adamlarından Chris Barratt, evde yapılabilen, 1 saat içinde sonuç veren testin kullanımının kolay olduğunu söyledi.
Testin 79.99 sterline satışa sunulduğu belirtildi.

Türkiyedeki cinsellik araştırması

,

Erkeklerin cinsel yaşamları ve sertleşme güçlüğünün Türkiye’deki boyutları, “Türkiye Cinsellik Araştırması”yla mercek altına alındı. Türk erkekleri planlamadan yaşayacakları ve zaman baskısı hissetmedikleri bir cinsel yaşam arzu ediyor.

Türkiye’de sertleşme sorunun boyutlarını ortaya çıkabilmek ve bu sorunu yaşayan erkeklerin ve çiftlerin cinsel yaşam sağlığına ışık tutabilmek için geniş çerçeveli bir araştırma yapıldı.

Türkiye’deki 40 yaş üstü erkeklerin cinselliğe bakış açısını, sertleşme sorunu (ED) olan erkeklerin cinselliğe yaklaşımları, cinsel hayatlarında ED’ye bağlı yaşanan sorunların ortaya çıkarılması amacıyla HTP Exclusive tarafından gerçekleştirilen araştırma sonunda önemli veriler elde edildi.

Çalışmaya 14 şehir ve 6 coğrafi bölgede 40-65 yaş arasında 1527 erkek dahil edildi. Türkiye Cinsellik Araştırması’nda 40 yaş üstü Türk erkeklerinin % 49’unda değişik derecelerde ED olduğu bulundu. Bunlardan % 26’sı hafif, % 17’si orta, % 6’sı da ağır ED şeklinde. Araştırmaya göre, ED oranı ve şiddeti yaşla beraber artıyor. Bölgelere göre ED sıklığına bakıldığında ise en yüksek oranlar, Orta Anadolu (% 58), Doğu-Güneydoğu Anadolu (% 57).

Araştırmaya göre Türk erkekleri için; chat lez

Cinsellik “önemli” (% 94).
Cinsel ilişkiyi daha çok erkek başlatıyor (% 70).
Romantik ilişkinin tanımı “eş ile evde sessiz bir gece” (% 67).
Sertleşme sorunu için kısa etki süreli ilaç kullanan erkeklerin % 72’si ilişkiyi önceden planlamak zorunda kaldığını belirtiyor.

Araştırmada ortaya çıkan en dikkat çekici sonuçlardan biri de Türk erkekleri için cinsel ilişkide önem verilen unsurlar;
Cinsel ilişkini tatmin edici olması
Ereksiyonu sürdürebilmek, kendine güvenmek, istenildiği zaman cinsel ilişkiye girebilmek

“% 49’UNDA SERTLEŞME SORUNU BULUNUYOR”

HTP Exclusive İcra Kurulu Üyesi Özlem Bulut toplantıda konu ile ilgili olarak şunları söyledi:
“Türkiye Cinsellik Araştırmasını 40 yaş üstü Türk erkeklerinde cinsel sağlıkla ilgili temel bilgileri toplamak amacıyla planladık. Sonuçlara göre bu yaş grubundaki erkeklerin % 49’unda sertleşme sorunu bulunuyor.”

Araştırmadan çıkan bir diğer önemli veri de “ED’li erkeklerde kısa etki süreli tedavilerin, yakınlık kurmak ve romantizm için yeterli zaman bırakmadığı” dedi.

EREKTİL DİSFONKSİYON (ED) YA DA SERTLEŞME SORUNU

Ülkemizde “sertleşme sorunu” olarak bilinen erektil disfonksiyon (ED), ereksiyon sağlayamama veya ereksiyonu cinsel birleşme için gerekli olan süre boyunca devam ettirememe durumunu tanımlıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yaklaşık altı aylık bir süre boyunca düzenli olarak cinsel fonksiyon bozukluğu yaşandığı takdirde durum ED olarak adlandırılabiliyor.

Bu rahatsızlığın yaşlanma sonucu ortaya çıkan ve tedavisi olmayan doğal bir süreç olarak kabul edilmesi veya durumdan utanılması nedeniyle birçok ED hastası doktora başvurmadığından, dünyadaki toplam ED hastası sayısı tam olarak bilinmiyor.

Hamilelikte seks nasıl olmalı?

Gebelik süresince cinsel ilişki düşüncesi, kadını da erkeği de kaygılandırabiliyor. Bunun nedeni genellikle bebeğe zarar verme korkusu.

Gerçekte, gebelik süresince cinsel ilişkinin sakıncalı olduğu bazı durumlar vardır. Ancak bu istisnai durumlar dışında herhangi bir sakınca söz konusu değildir.

Araştırmalar, kadınların gebelik süresince cinsel isteklerinin üç ayrı grupta şekillendiğini gösteriyor. Kadınların üçte birinde cinsel istekte, gebelik öncesine oranla bir değişme olmuyor. Cinsel isteği azalan ve bazen de tamamen yok olan kadınların oranı da aynı. Son üçte birlik grupta ise, gebelik sürtesince cinsel arzu çok artıyor. Cinsel arzusu artanlarda, bunun hormonların etkisiyle oluşması kadar, gebe kalma korkusunun da olmaması rol oynuyor.

Gebelik süreci içinde de, cinsel istekler farklılaşabiliyor. Trimestr olarak adlandırılan 3 aylık dönemlerden birincisinde, bulantı, kusma, halsizlik, memelerde şişlik ve hassasiyet gibi şikayetlerin bulunması, kadını cinsel yaşamdan uzaklaştırıyor. İkinci trimestrde yani gebeliğin 3 ile 6. ayları arasında bu belirtiler kaybolduğu için cinsel yaşam normal oluyor. Üçüncü trimestrde, kadının sırt üstü yatması zorlaştığı için farklı pozisyonlar denemek gerekiyor.

Bazı koşullar gebelik süresince cinsel yaşam sürdürülmesine engel olabiliyor. Seksi engelleyen tıbbi nedenler arasında, vajinal kanamalar, su kesesinin yırtılması, erken doğum riski ve plasentanın (sonun) uygun yerleşmemiş olması (plasenta previa) gibi haller yer almaktadır.

Bu ve buna benzer koşullar nedeniyle doktorun kısıtlama koymadığı hallerde cinsel yaşam sürdürmek, anne karnında iyi korunmakta olan bebeğin sağlığı açısından bir sakınca yaratmaz. Ancak kadının birden fazla eşle cinsel yaşam sürdüğü, ya da eşin başka ilişkilerinin de olduğu durumlarda, cinsellikle bulaşan hastalıklardan korunmak için kondom kullanmayı ihmal etmemek gerekiyor.

Doğum sonrası cinsel yaşam konusunda değişik görüşler olabiliyor.

Rahim ağzı açık ve bir süre için kanlı akıntı devam ettiği için, bu dönemde cinsel ilişkide bulunmak kadının rahim içinde iltihaplanma yaratması riski taşıyacaktır. Ayrıca doğum sırasında oluşabilen yırtıklar ya da doğumu kolaylaştırmak için yapılan kesikler (epizyotomi) henüz kapanmadığı için de hem acı verbileceği hem de iltihaplanma riski yaratacağı için engel yaratmaktadır. Bu nedenlerle doktorlar 5-6 hafta beklemek gerektiği görüşünde birleşmektedir.

Doğum sonrasında, özellikle emzirme döneminde kadının kanındaki östojen düzeyi hızla düşüş gösterdiği için vajinal kuruluk olabilir. Böyle bir durum da cinsel birleşmede ağrıya yol açabileceği için kayganlaştırıcı önlem almayı ihmal etmemek gerekiyor.

Doğum sonrası sekste unutulmaması gereken bir gerçek de, cinsel yaşama hazır olduğunuz zaman, yeni bir gebeliğe de hazırsınız demektir. Emziriyor olmanız, gebeliği önlemede kesin ir garanti değildir. Yeni bir gebelik istemiyorsanız, gebelikten korunma önlemleri almayı ihmal etmeyin.

Cinsel sorunlara çözüm

Cinsel Tıp Derneği Başkanı Dr. Cem Keçe, baharla birlikte görülen cinsel isteksizlik, genel bitkinlik, yorgunluk, güçsüzlük, isteksizlik ve uykusuzluk gibi şikayetlerin çok basit tedbirlerle önlenebileceğini bildirdi. Keçe, bu şikayetlerin üstesinden günde 5-6 porsiyon sebze-meyve tüketerek, içilen su miktarını artırarak, açık havada yürüyüş yaparak, bol bol güneşlenerek, iyi ve kaliteli bir uykuyla gelinebileceğini kaydetti.

Dr. Cem Keçe, baharın yüzünü göstermeye başladığı şu günlerde, bazı insanların beklentilerin aksine hiç de mutlu olamadığını, aksine sabahları yataktan kalkmaya bile güçlerinin yetmediğini vurguladı. Bu durumun gün boyu sürdüğünü, cinsel isteksizlik, mutsuzluk, iç sıkıntısı ve bir süre sonra da tam bir çökkünlük hissi yaşanmasına yol açtığını ifade eden Keçe, “Bahar yorgunluğu olarak başlayan bu ruh durum, önemsenmesi gereken bir rahatsızlıktır. Eğer tedavi edilmezse ciddi sonuçlara yol açabiliyor” dedi.

İLKBAHAR AŞK MEVSİMİDİR

İlkbaharın aşk mevsimi olduğunu ifade eden ve ilkbaharla birlikte havadaki elektrik yükünün artığına dikkat çeken Keçe, “Bahar mevsiminin başladığı bugünlerde birçok kişide cinsel isteksizlik, genel bir bitkinlik, güçsüzlük, yorgunluk, isteksizlik, uykusuzluk, huzursuzluk gibi şikayetler görülüyor. Çünkü, küçük kasabalarda ve doğayla iç içe olan yerlerde havadaki pozitif iyonların artması insana zindelik veriyor.

Ankara gibi büyük şehirlerimizde yoğun olan negatif iyonlar ise; cinsel isteksizliğe, gerginliğe, duygusal iniş çıkışlara, uykusuzluğa, iştahsızlığa, eklem ağrılarına ve yorgunluğa yol açıyor. Havada elektrik yükü büyük şehirlerde çok fazla. Maalesef sanayi atıkları ve trafik bu yükü artırıyor” diye konuştu.

Hava ve mevsim değişiminin insan biyoritmini olumsuz etkilediğini söyleyen Keçe, “Dışarıda hava ne kadar güzel olursa olsun yataktan çıkmakta zorlanıyor, çok uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor olabilirsiniz. Çünkü kış şartlarına uyum sağlayan vücudunuz, baharda havanın ısınmasıyla birlikte uyum sürecine giriyor ve şaşırıyor. Ayrıca bünyenin ihtiyaçlarını ve enerjisini kontrol etmenin getirdiği bir kaygı da yaşanabilir.

Bu nedenle de bu sorunların ortaya çıkışı tetiklenebilir” şeklinde konuştu. Mevsim değişiklikleriyle birlikte bazı şikayetlerin ortaya çıkmasını normal olarak nitelendiren Keçe, bu şikayetlerin rutin yaşantıyı etkilemediği sürece sorun olmadığını vurguladı. Ancak bu şikayetlerin güneşe ve yaydığı pozitif enerjiye rağmen çevreyle ilişkileri etkiler hale gelmesi halinde bir uzmana gitmenin yararlı olacağını belirten Keçe, “Çünkü normal şartlar altında baharın gelişi ve doğanın uyanışını görmek harika bir olaydır. Ağaçlar ve çiçekler açıyor. Oysa günümüz insanı ağırlıklı olarak Ankara gibi büyük şehirlerde yaşıyor ve çok büyük stres altında, doğayı göremiyor. Uyanıp servislere biniyor, işine gidiyor ve maalesef işyerleri de suni olarak aydınlatılıyor” dedi.

İLKBAHARDA İNTİHARLAR ARTIYOR

İntihar vakalarının ilkbaharda artığına da dikkati çeken Cinsal Tıp Derneği Başkanı Dr. Cem Keçe, şunları kaydetti:
“Mevsim ve hava durumu da intihar oranlarını etkiler. Özellikle ilkbahar aylarında intihar vakalarına daha yüksek oranlarda rastlanır. Maalesef beyindeki serotonin maddesindeki azalma intihar olasılığını arttırıyor. Bahar aylarında doğanın canlanmasıyla insanlar da canlanır, ancak küçük bir olumsuzlukta büyük kırgınlıklar yaşayarak sıkıntıya girebilirler.

Hayata küsen bu sıkıntıdaki insanlar intihar yolunu seçebilir. Yaptığımız anket çalışmalarına göre; intihar girişiminde bulunmayı düşünenlerin yüzde 38’i ilkbahar aylarında, yüzde 27’si sonbahar aylarında, yüzde 20’si kış aylarında ve yüzde 15’i de yaz aylarında intihar girişiminde bulunmayı düşünüyor.

Ayrıca intihar vakalarında en önemli nedenlerden biri de ekonomik sorunlar ve olumsuz yaşam şartlarıdır. Şikayetlerin üstesinden günde 5-6 porsiyon sebze-meyve tüketerek, içilen su miktarını artırarak, açık havada yürüyüş yaparak, bol bol güneşlenerek, iyi ve kaliteli bir uykuyla gelinebilir. Isınan hava vücudun su ihtiyacını artıracağı için günlük içilen su miktarı 3 litre civarında tutulmalıdır. Sabahları aç karnına en az 5 dakika yürüyün ve 10-15 dakika aç karnına jimnastik yapın, bu zindelik sağlar. Yeşil çay için. C, A, B ve E vitaminleri, potasyum, selenyum ve omega 3 kullanın ve sentetik yerine pamuklu kumaştan üretilen kıyafetler tercih edin. Her gün akşam ya da sabah duş alın, probiyotik ve prebiyotik içeren içecekleri bağırsak sistemini güçlendirdiği için özellikle mevsim geçişlerinde bol tüketin.”

Koku ve seks ilişkisi

Araştırmalar, kadınların erkeklere en çok yumurtlama döneminde çekici geldiğini ve her insanın genetik olarak belirlenmiş kendine özgü bir koku taşıdığını ortaya koyuyor. Adeta, canlılar arasında bir koku haberleşmesi mevcut.

Bu haberleşmeyi de vücudun salgıladığı feramon adlı maddeler sağlıyor. Feromonlar, burundan havayla beraber alınarak özel bir sinirle beyne iletiliyor. Baykent Cerrahi Merkezi Kulak Burun Boğaz Uzmanlarından Dr. Mehmet Erem ve Hattat Hastanesi psikologlarından Meliha Karayay’ın, koku ile seks arasındaki bağla ile ilgili anlattıkları:

Koku duyusunun cinsellikle ilişkisi

Koku duyusu hayatımızı yönlendiren duyu sistemlerinin en önemlilerinden. Görme, işitme ve tat alma gibi bulunduğumuz ortamı algılamayı sağlayan bu duyu organlarımız ve sistemler, duygu ve düşüncelerimizi direkt olarak etkileyerek davranışlarımızı belirler. (Koku ile seks arasındaki ilişkiyi “feromon” adlı madde sağlıyor. Feromonlar algılandığı aynı türün canlılarını etkiliyor ve burun boşluğu orta bölmesindeki bir yerden algılanılarak beyne iletiliyor. Bazı araştırmacılar, burun içerisindeki bu bölgeyi “6. duyu” olarak tanımlıyor. Cinsellik, insan yaşamındaki önemli duygulanımlardandır. İlk gördüğümüz ve tanıştığımız birisinden iyi ya da kötü anlamda etkilenmemiz o kişinin etrafa yaydığı koku ile de ilgilidir.

Aşık olmamızla koku duyumuz arasında bağ

Duygularımız kokudan etkilenirler. Bulunduğumuz ortamı, beraber olduğumuz kişiyi, kısaca etrafımızdakileri iyi ya da kötü olarak değerlendirmemizi belirleyen faktörler duyu organlarımız ve onların uyarılmalarına bağlıdır. Birini çekici ya da güzel bulmamız için beş duyu sisteminin yolladığı uyarıların hepsinin beyin tarafından “güzel” olarak algılanması gerekir. Gülün güzelliğini sağlayan sadece kırmızı rengi değildir, aynı zamanda kokusudur da.

Kokunun oluşturduğu sektör: Parfüm

Parfüm sektörüne baktığımız zaman, karşı cinsi etkilemek, cinsel enerjiyi harekete geçirmek, kokunun birinci özelliği olarak karşımıza çıkıyor. Hatta bu konu üzerinde araştırmalar yapmak için öyle büyük paralar harcanıyor ki, koku imal eden firmalar gözlerini bile kırpmadan laboratuar koşullarında incelemelere ciddi fonlar ayırıyorlar. Ancak, kokular sadece cinsel enerjiyi harekete geçiren bir araç değil. Bunun dışında hayal gücünü etkiliyor, yaratıcılığı harekete geçiriyor, coşku ve istek uyandırıyor, korku, heyecan ve benzeri pek çok sayısız duyguyu etkiliyor.

Medya cinselliği körüklüyor

ABD’de yapılan bir araştırmada, cinsel çağrışımlar içeren müzik, magazin, televizyon programları ve filmlerin, gençlerin daha erken yaşta cinsel ilişkiye yönelmesine yol açtığını ortaya koydu.

Araştırmayı kaleme alan Kuzey Carolina Üniversitesi’den Jane Brown, “çocuklar medyada ne kadar çok cinsellikle ilgili unsurlara maruz kalırlarsa, cinsel yaşamlarının o kadar erken başladığı ilk kez saptandı” dedi.

Araştırma, 12-14 yaş arasındaki bin 17 genç arasında yapıldı. Daha önce bu konudaki araştırmalar, sadece televizyonun etkisiyle ilgili olarak yapılmıştı.

2.2 kat fark

Araştırmada, iki yıl süresince gençlerin cinsel içerik taşıyan filmler, televizyon şovları, müzik ve magazin programlarından nasıl etkilendiğine bakıldı.

Bu tür unsurların erken cinsel faaliyeti gündeme getirdiği saptanan araştırmaya göre, bu programları çok izleyen beyaz gençlerin 14-16 yaş arasında cinsel ilişkiye girme olasılığı, az izleyenlere oranla 2.2 kez daha fazla.

Medyaya göre cinsellik risksiz

Araştırmada, ailelerin çocuklarıyla cinsellik konusunu zamanında ve kapsamlı bir şekilde konuşmadığı, bunun yarattığı boşluğu ‘cinselliği risksiz ve eğlenceli bir şey olarak gösteren’ medyanın doldurduğu belirtildi.

Yatakta güvende olmak

60’lı yıllarda, cinsel yolla bulaşabilen hastalıklar başlığı altında sadece 5 hastalık yer alıyordu. Bunlar, frengi, belsoğukluğu ve cinsel organ yaraları ile seyreden diğer üç hastalıktı.

Bilgi artışı ve çok sayıda yeni akıntı etkileri saptandı. HIV (AIDS) enfeksiyonu gibi yeni hastalıklar ortaya çıktı. Bulaşma yolları hakkında bilgi arttıkça yeni bazı hastalıklar, örneğin bulaşıcı sarılıklar da bu grup içine alındı.

Cinsel yolla bulaşabilen hastalık etkenleri de çeşitli. Çok sayıda bakteri, virüs, bazı mantarlar, iç ve dış parazitler… Bu hastalıkların bir kısmı kadın ve erkek akıntılarıdır. Bir kısmı ise sadece deri belirtileri gösterir. Bazıları da hem deri, hem de iç organlarda belirti verirler. Her yıl yaklaşık 300 milyon kişinin cinsel yolla bulaşan bir hastalıkla enfekte olduğu tahmin ediliyor.

Bu hastalıklar neden bu kadar yayıldı?

60’lı yıllarda başlayan cinsel devrim, doğum kontrol hapları ve turizm patlaması ana nedenler… Gebe kalma tehlikesinin ortadan kalkması, cinsel ilişkilerde toplum baskısının azalması ve dünyanın değişik yörelerindeki insanlarla ilişkiler kurulmasıyla hastalıkların yayılması çok kolaylaştı.

Hastalıktan korunma yöntemleri de arttı mı?

Pek değil. Bu konuda hemen hemen tek koruyucu prezervatif… Onun da koruyucu etkisi bir yere kadar. Akıntılar konusunda yüksek oranda etkilidir. Ancak günümüz seks anlayışında yetersiz kalabildiği durumlar oluyor.

Prezervatif kullanmak her zaman yetmiyor mu?

Prezervatif kullanmak elbette ki doğru… Ancak korumada yetersiz kalabilir. Sadece cinsel organların devrede olduğu sekste, sadece penis ve vajina direkt temastan korunmuş olur. Geri kalan bölgeler bulaşıcılığa açıktır. Tüm vücudu prezervatif ile örtemeyiz. Çok yaygın bir ilişki çeşidi olan oral seksin prezervatif ile yapılması pek olası değildir. Birçok hastalık öpüşme yoluyla da geçer.

Peki güvenli seks yok mu?

Gerçek anlamda güvenli seks yok. Ancak risk oranının azaltıldığı seks vardır. Bunun için de bazı kurallara dikkat edilmesi gerekir. Önemli olan riskli davranış şekillerinden uzak kalmaya çalışmak.

Riskli davranış nedir? lez leze sohbet

Günümüzde birçok insana sempatik görünmese de riski azaltmada en önemli adım tek eşlilik… Cinsel ilişkiyle bulaşabilen hastalıklar konusunda, ilgili uzmanların bir öngörüsü var: Bir hastada cinsel yolla bulaşan hastalık bulunması, bunun üç ile çarpılması demek. Yani birinci kişi hasta, ikincisi onun hastalığı aldığı kişi. Üçüncüsü de hastalığın verildiği kişi. İşte tek eşlilikte bu risk büyük ölçüde ortadan kalkıyor.

İlişki tipiyle ilişkisi var mı?

İster heteroseksüel (kadın-erkek ilişkisi), isterse homoseksüel (aynı cinsle ilişki) ilişkide tek eşlilik, riski çok azaltır. Herhangi bir cinsel partnerin ikinci veya daha çok partneri olması, riskleri katlayarak arttırır. Bu durumda paralı ilişkilerin de ne kadar yoğun risk taşıdığı açıkça bellidir.

Doğurganlık ile çekicilik orantılı

Yapılan çalışmalar, östrojen (kadınlık hormonu) oranı yüksek olan kadınların yüzlerinin daha hoş olduğunu ve karşı cinsin ilgisini daha çok çektiğini gösterdi. Bilimadamları pudra, fondöten gibi makyaj malzemelerinin bu etkiyi azalttığı uyarısında bulundu.

Araştırmada erkeklere, kadınların yüzlerindeki çekicilik, sağlıklılık ve kadınsılık gibi özellikleri soruldu.

Bilimadamları, kadının doğurganlığının yüzüne yansıdığını, erkeklerin östrojen ve doğurganlığı yüksek kadınları daha çekici bulduklarının anlaşıldığını kaydettiler.

Östrojenin özellikle kadının gelişme çağında etkili olduğunu, kemik gelişimi ve cildin yapısını etkilediğini belirten bilimadamları,”Östrojen oranı yüksek olan kadınlarda çok daha çekici bir kemik yapısı ve güzel bir cilt oluşuyor” dediler.